Archive for Mart 2014

CAMDAN KALP

  Sevdiklerimiz ve onların bedelini bizim ödediğimiz hataları, herkesin kendine pay çıkracağı bu cümlenin ifade etmek istediği tek şey yazıya konu olan kırılmak ifadesi... Yani sevdiklerimiz bir hata yapar bizi kırar olur ve biter gerisi sana kalır yapılan şey karşısında affedip affetmemeyi düşünmek, karşı tarafta bir umut affedilme çabası görmeyi beklemek gelmeyen ilgi ve bu ilgisizliğin daha çok kırması gibi gibi
gibi...
 Gönül dediğin camdan mıdır bilinmez ama kırılmak için hep uygun ve hep hazırdır körolası, hele de göz bebeğin en sevdiğin kırmışsa camdan kalbini her parça döner döner yeniden saplanır yüreğe ne tarifi vardır o anın ne acının ilacı.Çünkü bazen ya kıran telafiye uğraşmaz yada uğraşsa da yürek iflah olmaz. Hasssatır ya olan olmuştur bir kere...
   Her zaman her duygu her yazıda uzun uzun anlatılmaz bazen bir elime bile yara biriliği olan tüm insanlık için aynı şeyi ifade eder sayfalarca ya da satırlaca yazsıdansa.. Benden de bu kısa yazı kırılmışlara onlar çoktan anladı bile, kıranlarında anlaması dileğiyle..
  Peki ya  hep en sevdiklerimiz mi kırar kalbimizi yoksa onlar en sevdiklerimiz olduğu için mi bu denli kırılır kalbimiz?
30 Mart 2014 Pazar

GAZETECİ VE YAZARLARDAN HÜKÜMETE MEKTUP

Aralarında Orhan Pamuk, Günter Grass, Elif Şafak, Salman Rüşdi, Sergio Ramírez, Can Dündar ve Perihan Mağden gibi yazar ve gazetecilerinde bulunduğu bir grup hükümete bu mektubu gönderdiler:

''Geriletici bir hamle olan, yeni internet yasasısının yürürlülüğe girmesiyle Twitter ve YouTube’ın tamamiyle kapatılması, iletişim özgürlüğüne karşı yapılan kabul edilemez bir saldırıdır. Türkiye ’nin, 36 milyondan fazla kullanıcı ileAvrupa ’nın en genç internet kullanıcı kitlesini oluşturuyor olması gurur vericidir. Bu da Türkiye’yi, İslam dünyasında, küresel olarak interneti en çok kullanan ülkelerden biri haline getirmektedir. Farklı kitleleri birbirine bağlayarak, düşüncelerini ifade özgürlüğü sağlayan internet, demokrasiyi destekleyen ve güçlendiren faydalı bir iletişim ağıdır.Türkiye batının demokratik değerlerini laiklik ve İslam kültürü ile bir araya getiren bir ülkedir. Etrafı düşmanlarla sarılı değildir. İzole olmuş bir ülke değildir. Uluslararası toplumun parçasıdır. Türkiye’nin liderlerinden ricamız şudur ki demokrasinin temel taşlarından ifade özgürlüğü konusunda geri adım atmamak, tersine yükümlülüklerini tanıyarak, uluslararası anlaşmalar ışığında Twitter ve YouTube’ın acilen erişime yeniden açılmasıdır''
28 Mart 2014 Cuma

ELİF ŞAFAK VE SON KİTABI

  Elif Şafak, kalemin kalemlikte çıkıp üretim fabrikasına dönüştüğü, yazının sıkıcılıktan çıkıp seni çocuk gibi
alıp roman diyarına götüren ellere, düşünce yapısına, kurgu bilgisine sahip insan, kadın, yazar.
Beni yakından tanıyanlar onu çok abartığımı o kadar da iyi bir yazar olmadığını, söylüyorlar ama yanılıyorlar çünkü onlar önyargılı, önyargılarıda şu ''Milyonlarca kişi tarafında okunan popüler bir yazar ve bu popülerliğini korumaya yönelik yazıyor.'' sorsan kaçta kitabını okudun, okuduysan nerde hata gördün neyi yanlış yapıyor dersen birşey bulamaz.Bizim milletin özelliğidir zaten bilmeden, okumadan eleştirmek hatta kör testere ile kırıp dökmek.
  Elif Şafak'ın son kitabı Ustam ve Ben, okuyan bilir Şafak kitapta Mimar Sinan, çıraklarını ve baş karakterlerden olan fili (Çota) anlatıyor. Okumaya başlamadan önce kitabı araştırdım ve konusunun Mimar Sinan olduğunu biliyordum ama kitabı okumaya başladığımda Mimar Sinan'dan çok Çota var. Ama kitabın sonuna geldiğimde Şafak'tan ''yazardan not'' diye bir sayfalık not var o notu okuyunca anladım neden Mimar Sinan arka planda ve bir kez daha saygı ve hayranlık duygum Elif Şafak'a.


"İstanbul dediğin unutkanlıklar şehri. Orada her şey suya yazılmış. Ustamın eserleri hariç, onunkiler taşa kazınmış.''
26 Mart 2014 Çarşamba

ÇOCUK GELİN GERÇEĞİ


                                       ÇOCUK GELİNLER VE ONLARIN ŞARKISI...
                                   ONLARA BUNU YAPANLAR BİZE NE YAPMAZ!!!
                               KARAR SİZİN DİNLEYİN İZLEYİN ÖĞRENİN ÖĞRETİN
                             BU DRAMIN ÖNÜNE GEÇELİM LÜTFEN DUYARLI OLALIM,
    ÇOCUK GELİNLERİMİZE SAHİP ÇIKALIM ÇOCUK OLMADAN EŞ OLMALARINA,                        BEBEKLERİNE DOYMADAN ANNE OLMALARINA VE DAHA BİR ÇİCEKKEN           KOPARILMALARINA İZİN VERMEYELİM! UMUTLARINI YARINLARINI ÇALMAYALIM!


24 Mart 2014 Pazartesi

''ÇOCUK GELİNLER''İ ENGELLEMEK İÇİN İZLEYELİM İZLETELİM

video

23 Mart 2014 Pazar

A.Ş.K

   Aşk O'nun için hep dünyanın en güzel duygusuydu şimdilerde hayatımın erkeği dediği adamla karşılaştığı ilk anın zamanını o da tam olarak kestiremiyordu çünkü o gün bugünden  bihaberdi.
  Bir gün tam herşeyden vazgeçip karşıdan karşıya geçerken  yaşlı yorgun ve durgun bir göl olmaya karar verdikten tam da birkaç saat sonra girmişti hayatına. Mucizeler kadar güzel aşkın başlangıcıda sürprizlerle doluydu.
   Elif Şafak'ın aşk  romanında da dediği gibi bir nehre bir taş düşerse etkisi fark edilmez nehir zaten  akar çoşar ama bir göle düştü mü aynı taş taa dibe inene kadar birbiri ardına bir sürü daireler oluşur ve durgun göl o sukünetini kaybeder ve hiçbirşey bir daha eskisi gibi olmaz. Çünkü bir süre sonra  dibe çöken taşın dalgaları kaybolsa da taşın varlığı gölün bünyesinde hissedilirdir. Ama o kız  bu iki ihtimalinde  dışındaydı. O'nun kocaman yüreğinin yarısı nehir diğer yarısı göldü ve bu inanılmaz bir çelişki dayanılmaz bir sancıyıdı. Onun taşı gelip tam da ikisinin sınırına düştü bir yarısı nehirde hissedilir hissedilmez diğer yarısı gölde..
   Zaman öyle bir aktı nehir öyle bir çoşup taştı ki durgun gölün tam ortasına attı taşı sonrasında nehir nehir olduğundan utandı da gölün içinden bir nehir çıktı, aktı, çoştu, esti gürledi bazen de yıktı geçti ve yürek o yıkımı, o uzaklığı, o yabancılığı ve gitmeye yakın ayak seslerini duyuduğu anlarda kapıyı öyle sıkı sıkı kapattı  ki değil o fırtınanın O'nu kasıp kavurması harman edip savurmasını göze almak dışarda kopan kıyametten bir nebze bile  soğuk almak istemedi içeri, hissetmek istemedi çünkü soğuğa karşı hazırlıklı da değildi dayanıklıda. Ama durgun olduklarında sakin huzurlu hallerinde öyle ılık ılık akıp hiç kimsenin bilmediği diyarlarda kavuşup buluştular ki benim kelimelerim anlatmaktan ve ifade etmekten aciz kaldı hissedilenleri.

Hayatnızda bu denli çok sevip sevilebileceğiniz ve kimsenin bilmediği diyarlarda da olsa huzurla kavuşabileceğiniz bir aşkla yaşayıp yaşlanmanız dileğiyle...

KİTAP VE NEY

  Bazen insanın herşeyden kaçası gelir dünyadan, insanlardan, düzenden, kendinden kısacası herşeyden ama bu mümkün olmuyor bunun içinde sığınacak bir liman ararken bulur kendisini. Bu bazen anne kucağı bazen sevgilinin elleri kendini nerde huzurlu hissederse o kapıda bulur kendini. Sizin huzur sığınağınız neresi bilmem ama benim sığınağım KİTAP VE NEY


12 Mart 2014 Çarşamba

HUZUR


  TASAVVUF! Benim  için islamiyetin en naif,en hoşgörülü hali, erkeklerinin birer beyefendi, kadınlarının ise tam bir hanımefendi olduğu aşamalı içsel yolculuktur. Literatüre göre ise; kalbi saf yapmak, kötü
huylardan temizlemek ve iyi huylarla doldurmak demektir. Fakat ne benim tarifim ne de literatür bu durumu kelimelere sığdırabilir. Çok klişe de olsa tasavvuf için anlatılmaz yaşanır demekten kendimi alamacayacağım. Çünkü aslında günümüzde de bu sözü klişeleştirdiğimiz olayda ''AŞK''tır ve aşkın hası tasavvuftadadır.
   AŞK hepimizin okurken bile içini titirediği tarifi imkansız bir duygu ve okuyanların ilk aklına gelen haliyle karşı cinstir fakat tasavvufda durum biraz daha farklıdır. Aşık olmak için ne karşı cinse ihtiyaç vardır ne de illaki bir cismani varlığa tasavvufta insan aşık olmak için yanar tutuşur ve dilinden değil gözünden anlayana aşık olur. Bu aşk aşık ve maşuğu yaktıkça pişirdikçe birlikte yönelişleri tam anlamıyla en başından beri gitmek istedikleri  zamandan ve mekandan münezzeh olan varlığa yani Allah'a olur. Cennet istemek, cehennemden korunmak ya da başka hiçbir beklenti içinde olmadan tüm ibadetlerini hal ve hareketlerini attıkları her adımı Allah'ın gönlünü aşığının gönlünü hoş etmek için yaparlar. Zira durum dünyayada öyle değil midir aslında çok sevdiğin ama gerçekten çok sevdiğin için bazen mutlu veya mutsuz olmayı yani kişisel çıkarlarını bırakıp yalnzıca O'nu mutlu etmek uğraşmaz mı insan? Ama eğer tasavvufla yaşayıp birde karşı cinsten birine aşıksan onun tadı bambaşka olur.
   Yani kısacası manevi aşk olmadan bu dünya anlamsız maddi aşk yalnız ve amaçsız.Manevi tutukumuzu  kaybetmememiz ve hayatta duyduğunuz herşeyin size ney kadar huzur vermesi ümidiyle...
11 Mart 2014 Salı

POPÜLER KÜLTÜR

  Popüler kültür kavramı özellikle son yıllarda, gerek güncel tartışma platformlarında gerekse akademik çevrelerde üzerinde en çok tartışılan ve pek çok disiplinlerle ilişki kurulan bir kavram haline gelmiştir.Teknolojik gelişmeler, kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması insanları birbirine daha çok yakınlaştırmış ve kültür alışverişi daha kolay hale gelmiştir.
  Kültür, daha kolay aktarılabilir bir hale gelmiş, niteliği de buna bağlı olarak değişime uğramış ve dönüşmüştür. Kültür, daha kolay aktarılabilir bir hale gelmiş, niteliği de buna bağlı olarak değişime uğramış ve dönüşmüştür.
 Popüler kültürün en çok etkilediği, asıl hedeflediği toplumsal kesim, gençlerdir.
Türkiye’de son yıllarda yaşanan yoğun sosyal ve kültürel dönüşümlerin etkileri, toplumun bü-
tün kesimleri açısından önemlidir. Çünkü ergenlik döneminde bireyler bir yandan fiziksel, zihinsel, duygusal ve psiko-sosyal gelişim alanlarında çocukluktan kurtulup genç olma ve yetişkinliğe hazırlanma çabası içinde.
7 Mart 2014 Cuma

MC BRİDE RAPORU

 Elimizde tuttuğumuz gazetelerin ve hergün, her akşam karşısına geçtiğimiz televizyonların en azından bir takım işlevleri olduğunu biliyoruz. Bunlar neler?
1) Haber verme
2) Bilgilendirme
3) Toplumsallaştırma
4) Güdüleme
5) Tartışma ortamı yaratma
6) Eğitim, kültürün gelişmesine katkı
7) Eğlendirme ve
8) Toplumsal bütünleşmeyi gerçekleştirme.
 Ama ülkemizin basını sadece eğlendirme şartını yerine getiriyor. Eğlendirip para kazanmaya çalışıyor diğerleri nerede? Nerede olduğunu bilen yok.!!

HERKESİN DOĞRUSU KENDİNE

  Gerçek tektir ama doğru 7 milyardan fazladır çünkü her kişinin kendine ait bir doğrusu vardır ve insan kendi doğrusu dışında doğrularada saygı duyma zorunda, etik değerlere göre...
  Bazen düşünürüz bu doğru gün gibi ortada insanlar nasıl görmezler diye hayret ederiz hatta bazenbu vurdum duymazlık  bize saç baş yoldurtur ama düşünmüyoruz ki ben kendi doğruma göre olaya bakıyorum oda kendi doğrusuna göre bakıp öyle hareket ediyor. Ama biz dar bir pencereden bakıp karşımızdakini eleştiriyor, çoğu zamanda hakaret ediyoruz.
 Son zamanlarda seçim sürecine girdiğimizden herkes gergin, hırslı ve heyacanlı. Herkes bir parti militanı gibi oy toplama savaşında. (savaş kelimesi mecazen değil gerçekten bir savaş var.) Hepimiz kendi doğrumuzun peşindeyiz ve bu doğruyu başkalarına aşılamaya hatta sindirmeye çalışıyoruz.

Etik değerleri unutmayıp doğrularımızı koruyalım ama HERKESİN DOĞRUSU KENDİSİNE.

İKONLAR

  Ortodokslarda Hz. İsa, Meryem ya da azizlerin tahta üzerine mumlu ve yumurtalı boyalarla yapılmış dinsel resimlerine verilen ada ikon denir. İkon, ayin düzeninin bütünleyici bir parçasını oluşturur. Dinsel sanatın ürünü değildir. Simgeciliğe dayanır ve tinsel bir din görüşünü yansıtan kutsal sanata bağlanır.
 
İkon ressamı kişisel görüşü yansıtan bir sanatçı değil, ayinleri yöneten papaz gibi, kilisenin görüşünü dile getiren bir aracı olmuştur. İkonun, hristiyanlığa ilişkin bir temeli vardır: İsa yalnızca Tanrı'nın sözü değil, aynı zamanda görüntüsüdür. Temel anlamıyla ikon, İsa'nın görüntüsünün insan eli değmeden cizimleşmiş halidir.
6 Mart 2014 Perşembe

BARIŞ ÇIĞLIĞI

  Ülkemiz ve Dünya karmakarışık bir halde ne olacak, nasıl olacak kimse bir şey bilmemekten öte
geçemiyor. Böyle bir zamanda geçmişten gelen sesler yankılanıyor kulağımda Puşkin’in dediği gibi “Kötü bir
barış, iyi bir savaştan daha iyidir.” Mevlana’nın ”gel ne olursan ol yine gel” sözleri yine aynı şekilde yüreklerde
bir kardeşlik çağrısı yapıyor.
  Bugünlerde dünya da kardeşliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz zamanlarda Semih Sergen Mevlana’ya olan aşkını tüm insanların ulaşabilmesi için kendinin yazıp yönettiği bir tiyatrosu gibi yapıtlar oluşturulmalı.Geçtiğimiz aylarda Türkiye’de prömiyeri yapılan “Mevlana Aşk ve Barış Çığlığı” adlı oyun ülkemizde ve dünyada barışa, kardeşliğe bir nebze olsun katkı sağlayabilmek amacıyla seyircilerin karşısına çıktı.
 Ben de katkı sağlaması dileğiyle Atatürk’ün “ Yurtta barış dünyada barış” sözlerini bir kez daha sizlere hatırlatmak istiyorum..
1 Mart 2014 Cumartesi

KARAKTERSİZ KARAKTERLER

   Hissetmek kolay bir eylemdir ama birşeyleri oya işler gibi milyonların kalbine işlemek zor ve çetrefilli bir meziyettir hele bunu insanları sevmediği bir kimlikle sevdirebilmek ustaların işidir. Bir tecavüzcü, bir katil, bir mafya babası kimliği oluşturup o ruhu uzun yıllar yaşatmak bu ülkede zor çünkü bizim insanımız gördüğüne inanıyor.İşte bu karaktersizlerden müthiş karakterler çıkaran usta yeşilçam oyuncularımız var...
Bu usta oyuncuları hepimiz ayıplandık, kınadık hatta ağza alınmayacak küfürler ve hakaretler ettik ama şu an bile onlarca yıl önce çekilmiş filmlerini görünce sevinir ve hayranlıkla izleriz çünkü onlar bizim ''karakterli karaktersizlerimiz''

BİR TABAK BİN HİKAYE

  Yemek, onu yiyip  tüketmekten çok daha fazlasıdır aslında, bir tabak yemeğin kocaman bir mutfak serüveni vardır. Ondan da öncesi vardır aslında yemek yapan için, yapacağı yemeğe  karar vermek...
  Her yemeğin ortak hikayesi kararının verilmesi, malzemelerinin alınması, hazırlıkların yapılması, özenle pişirilmesi ve bir anda tüketilmesidir... Kadının bildiği tüm bu aşamalar erkek için iki kap yemek ve onu bir an önce tüketme isteğiyle birlikte  tüketme esnasında yaptığı  bazen ağır denecek kadar olan eleştirileri ve bir çoğunun eline sağlık cümlesinden bile aciz oluşudur.
   Her kadının görevi falan değildir aslında yemek yapmak çünkü yemek görevle olacak iş de değildir zaten, gönül işidir. Bunu hiç bilmeyen ve kabul etmeyen ya yemeği görev olarak pişiren kişinin ta kendisidir ya da görev olarak pişirilenle gönlüyle pişirenden aynı yemeği tatmamasıdır. Ha tabi birde bu kişinin erkek olma ihtimali var onun gerekçesi de yediğini anlamayacak kadar hızlı tüketmesidir.
   Benim için yemek yapmak dünyanın en keyifli işidir, hele de sevdiklerim için mutfakta geçiyorsa vaktim ve onların ilk lokmada yüzlerinde hissetiğim tebessüm paha biçilemez.
  Size bir sır; reklamlarda her kanalda ayrı bir yağın yemeğe daha lezzet katacağını anlatan ve buna insanları inandırmak için milyarlarca para harcayan marka sahiplerine inat bir sır üstelik ne yağ ne bal ne kaymak yapacağınız yemekte ya da tatlıda lezzeti veren sevginiz ve özveriniz.
                                                                                                                   Afiyet olsun ;)


FACEBOOK'TA BİZ

Blogger tarafından desteklenmektedir.

ARŞİVİMİZ

POPÜLER YAZILAR

- Copyright © basit görüşLER -Metrominimalist- Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan -